1) “Şart gerçekleşti, sözümü yerine getirmek istiyorum.”
Beklenen haber geldiğinde, ilk duygu şükürdür. Bazı bağışçılar için şükür; daha önce Allah’a verilen bir sözün sorumluluğunu da taşır: adak kurbanı. Süreci başlatırken en büyük ihtiyaç, “doğru usul” ve “iç huzuru” olur. Vekâletin usulü netleştirilir, kesim ve dağıtım planlanır; sahadan gelen ilk kayıtlar, disiplinli çalışmayı gösterir.
“Sanki üzerimden bir yük kalktı… Bu ibadeti doğru yaptığımı bilmek çok önemliydi.”
— Bağışçı Deneyimi
2) “Adak kurbanı bir hız değil, bir usul işidir.”
En sık tereddüt: “Acaba doğru yapılıyor mu?” sorusudur. Daha önce belirsiz süreçler yaşayan bağışçılar, vekalet, kesim ve etin gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konularında netlik ister. Hayıreli, 365 gün sahada yürüttüğü düzen sayesinde operasyonu aceleye getirmeden, kontrol noktalarıyla yönetir.
“Bu kez süreç netti; vekâlet, plan, bilgilendirme… Hepsi yerli yerindeydi.”
— Bağışçı Deneyimi
3) “Bir sözün bereketi: paylaşınca çoğalan umut.”
Adak niyeti bazen kişisel bir sınavdan, bazen ailece edilen bir duadan doğar. Dağıtım günü; çocukların ve ailelerin yüzündeki sevinç, adağın “sadece kesmek” olmadığını; paylaşmak ve gönül almak olduğunu hatırlatır.
“Adak, bizim için bir söz; onlar için bir sofraydı. İkisi de aynı anda gerçekleşti.”
— Sahadan İzlenim
4) “Süreklilik güven doğurur: 365 gün saha yönetimi.”
Adak kurbanı, kampanya dönemleriyle sınırlı değildir. Bu nedenle sahayı “sezonluk” değil, sürekli yönetmek; ekip eğitimini, lojistik düzeni ve ihtiyaç sahipleriyle takip sistemini güçlendirir. Sonuç: planlı kesim, kontrollü dağıtım ve düzenli bilgilendirme.
“Aynı gün içinde ‘tamamlandı’ değil; ‘doğru şekilde tamamlandı’ cümlesini duymak istedim.”
— Bağışçı Deneyimi